Recent Posts

6 Şubat 2012 Pazartesi

Fotografium blogdan Canon 600D hediyesi

Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarak Canon 600D , Manfrotto tripod ve Kata sırt çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.

27 Ocak 2012 Cuma

Konuşmak istiyorum seninle anlatamadığım budur ?
  Bu neyin kafası lan...
diye sormak istiyorum beni tanıyan herkese beni gören, bilen, bir saniye dahi olsa benim için düşünen herkese. Ben neden konuşamıyorum. Seninle konuşmak içinde o kadar ince bekledim işte tüm sesleri kısmaya, tüm görüntüyü fluya çekmeye çalıştım. Görüntü flu oldukça sen geri gittin,sesler kısıldıkça kulaklarına ulaşamadım. Ben özellikle seni beklemiştim konuşmak için çok iyi gidiyordu bu sefer kimse lafa atlamayacaktı, sahne kağıttan sanki ışıklar yok, parlayan tek sensin. Sesçiyi bağlamışım bir şişe şaraba o stüdyoda yankılanan ses sadece benimki olacaktı. Kafamın içinde tekrar tekrar düşünmeye cümleleri inceltmeye gerek yoktu, ağzımdan çıkacak yankı-ııııılanacak sonra tekrar bana dönecekti. Sen duyduktan sonra tabi. İşte her şeyi ögrenecektin. Oyun gibi izlerken bir sahneyi, her şey zihninde gördüklerimin en iyisiydi diye yer ederken, işleyecektim usta bir yönetmen gibi her kelimeyi hafızana.
   Konuşmak benim için bu kadar zor. Ne sen kendini bir sahnede hissedeceksin, ne de sesçi ışıkçı o dekor için bana bu kadar yardım edecek. O zaman değeri varmı kıçıkırık bir filmde duyduğun üç cümle kadar zihninde yer etmeyecek aşk kelimelerini yanyana getirme heyecanının.

24 Ocak 2012 Salı

Karanlık

   Aydınlık sanmıştım gördüğüm şeyi, değilmiş halbuki, ışıkmış sadece. Ona bakarken, onu düşünürken hayallerim hep aydınlık evet ama gözü açtığımda ki karanlığı ne yapacağım. Bulamıyorum çıkış yolunu.
   Aslında hep umudu öğrendim bu güne kadar, hayallerimizin hiç biri karanlıkta olmadı bu yüzdendir belki de karanlığa bu kadar dayanabilmem, direnmem ahmakça. İşte umudumun kalmadığı yerler de oluyor böyle bana umut edecek hiç bir şey bırakmadın ''Ay Işığı'' seni gördüğümde gerçek sanmıştım. Hala gerçek olmadığına inandırmaya çalışmak kendimi çok canımı acıtıyor aslında.  Hiç gözükmeseydin be ışık.
    Ne yapacağımı hiç bilmiyorum, ben karanlıkta çok denedim çabuk vazgeçiyorum tamam ama, hiç bir yolu göremiyorum ki. Ne yapsam ulaşamazmışım gibi ''ışığına''. Umudunu kaybetmek midir bu ? Belki...Kabul de edemiyorum bu durumu umudumu kaybetmediğimi düşünsem direnmem lazım ama yapacak bir şeyim kalmadı. Kabul etsem kaybettim desem hayallerimi satmış olacağım, biliyorum bundan sonrası hep daha karanlık olacak. Bir aydınlık hayali daha geçmişe saplanacak. Sonra her çırpınışımda aydınlıkların güzelliklerinden ziyade onu kaybetmek gelecek aklıma. Her aydınlığa ulaşma çabamda kaybettiğimdeki acı alacak umudumun yerini. Şimdi biraz da çok alacak. Bana güzel hayaller için mücadele etme gücünü kim verecek ?
   Yeniden yalnızlık var ucunda işte,yalnızlığın bu bitmek bilmez buhranları var. O kadar kolay değil yalnızlık tek başına olmak kadar kolay değil.Umut kadar derin, aydınlık kadar derin, karanlık kadar derin benim için. Yalnızlık hep düşmandı benim için, hep ibne hakemin yönettiği müsabakalarda, hep ofsayttan golü yiyip bir sıfır mağlup başladığım düşmanım. Böyle derin bir olguya karşı ben kafamda bunlar varken nasıl kafa tutarım ki artık. Kaybettim veya kaybetmedim diyemememin nedeni de ona karşı savaşıyor olmamdır belki de. Benim karanlığım yalnızlığım.
    Bunları hep sen açtın başıma ''ay ışığı''. Gittin. Hiç adetim değildir ama göz göre göre istemiştim. Buraya da iliş demiştim. Benim gökyüzümde parlarmısın demiştim. Sen gittin. Nereden çıktın be ay ışığı?  Çok fena yaktı canımı senin umudun bu sefer. Gittin ne ışığın var ne umutlanacağım bir haber. Karanlıktayım hem de en dibinde,  nasıl geçecek bu keder.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Ay Işığı'na



   Sen özelsin, benim gibi değil, benim için özel düşünmeni bekleyemem evet ''Ay ışığı'' sın sonuçta. Işıkların, renklerin, en özeli,en güzeli, en bilinmezi. Nereden geldiği bilinmeyen, elle tutulamayan sadece hissedilen.
   Benim gökyüzüm bu ışığa çok muhtaç. Gecelerimi aydınlatman yeter aslında, ya da sen sadece ışık olarak kalsan da yeter benim için. Benim gökyüzüm o ışığa hasret yaşasa ama bilse böyle bir ışık olduğunu, bir kerecik gözüksen sadece, belki yıldızlarımda senden ilham alırdı, parlardı belki bir kaçı.
    Seninle karşılaştığımda söyleyemezdim tüm bunları mazur gör, daha önce hiç bu kadar güzellikte bir ışıltıyla karşılaşmamıştım, bakamazdım doyasıya, korktum ışığının bir an olsun sönmesinden, belki hiç parlamadığın yerlerdi, belki de o anda tamamen renksizdin, olsun varsın, ben gözlerimini alamadım karanlıktan. Aydınlıklara hele ki böyle güzel aydınlıklara pek alışık değildim nihayetinde. Artık çok geç, hala hayallerimde o ışıltı, denize, okyanusa veya herhangi bir suyun üzerine vurupta endamlı gözükmene de gerek yok. Kapkaranlık boşluklarda,sokaklarda sadece hayallerimde bile süzülmen yeter. Sen çok ince bir yere iliştin be ''ay ışığı''. Belki de hep karanlıkta kalması gereken bir yerdi orası. Anlatması güç şimdi oradaki karanlığı, ayrıca senin oradaki ışığını..yüreğimi.
   Görebilsem seni tekrar tekrar,güneşe hasret kalsam ama seni görebilsem, her kafamı kaldırdığımda gözlerim ışık ile dolsa, göremesem başka hiç bir şey. Bu ışıltının içinde süzülse bütün ruhum. Tüm geçmişim süzülse senin içinde. Tanısan beni ben hiç anlatmadan tanısan. Bilsen tüm bilinmezliklerimi aydınlatsan karanlık tüm yerlerimi. Sonra her şeye rağmen aydınlatsan yüreğimi, ama her şeye rağmen. Bu aydınlık isteğimi hor görmesen.Yapay ışıkların bile beni terkettiği noktada sen hep kalsan... ama tam o noktada. Her kafamı kaldırdığımda görebilsem, sadece senin ışıltın olsa da gözlerimden zihnime geçen, içimi dolduran gördüğümü sandığım tek şey o ışık o aydınlık olsa da. Karanlığı bıraksam arkamda, yürüsem sana doğru, hiç adım sektirmeden, hiç aksatmadan aydınlık yolu.
    Sen aydınlıkların en güzeli sen ''ay ışığı'' beklermiydin tüm karanlığı terkememi, gün doğar mı senin gökyüzünde ben kavuşamadan ışığına ? Seninle konuşabilmenin bir yolu yok mu ? Sana anlatabilmenin karanlığın acısını,oradaki yalnızlığı. Zihnim temizleniyor yavaş yavaş ışığından. Hiç istemeden ben, gün doğuyor yine ben terketmeden geceleri, senin olduğun yerleri. Elimde olan hiç bir şey yok. Göremiyorum seni. Görebilsem anlatamıyorum derdimi her yanım ışık, ama ne güzel bir ışık. Göremesem zaten uzaktasın duyamazsın sesimi,her yanım karanlık. Söz ile olacak şey değil bu veya yazı ile, hissetmen gerekir aydınlattığın yerlerde, sana hasret kuytuları. Buralara da erişebilmelisin.
    Senden tek bir isteğim var, belki hep yüzümü çevirdim sana karşı bakamadım ama güzelliğine,belki hiç cesaret edemedim sormaya ''gelecek misin tekrar'' diye? Sen tekrar gelir misin ? Hatırlar mısın beni, ilk hareketlendiğinde karanlığa doğru ?
    Benim gökyüzümde parlayıp benim yüreğimi aydınlatır mısın, güzelliğinle?
                                                                                                                                                                                              

25 Aralık 2011 Pazar

Ben

“… ‘Ben’ deyince bir boşluk duygusuna kapılıyorum. Öyle unutulmuşum ki, kendimi iyice hissetmek elimden gelmiyor. Benden kalan bütün gerçeklik, var olduğunu hisseden varoluş sadece. Yavaş yavaş esniyorum. Kimse, hiç kimse için!  Antoine Roquentin ne ki? Soyut bir şey o… Pırıl pırıl, hareketsiz, bomboş bir bilinç, duvarların arasına konulmuş, kendi kendine sürüp gidiyor. Kimse yok bu bilincin içinde artık. Biraz önce birisi ben, benim bilincim diyordu. Kim? …Kimsenin olmayan duvarlar ve kimsenin olmayan bir bilinç kaldı geriye. Hepsi şu: duvarlar ve bu duvarlar arasında bir kişiliğe bağlı olmayan canlı, ufacık bir saydamlık…” (J.P. Sartre, Bulantı, s:249)

31 Ekim 2011 Pazartesi

Duygu Toplumu

hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
hiç vaktiniz yok, "fast live", "fast food", "fast music", "fast love"...
dikte ettirilen "yükselen değerler", "in" ler, "out" lar...
buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir
pencere ardında bitecek hepsi .
dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, size
sesleniyorum! hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi
program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?...
içinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?...
ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın
tomurcuklandığını.
ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında ?...
koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?..
bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?


Müşfik Kenter

10 Haziran 2011 Cuma

İşkenceyi anama diyemedim...


    İki buçuk saat mesai dışında fazladan çalıştıktan sonra işten geldim, seçim öncesi her cuma olduğu gibi bu cuma günü de evimizin önünde kurulan pazar yerini, oy avcıları sarmış dört bir yanı bilmem kaç watlık hoparlörleri ile inletip karşıt görüşlü olduğunu iddaa ettikleri diğer partililere doğru en çok müzik bizden çıkıyor, en büyük biziz diye bayrak sallıyorlardı. Haklarını verelim hepsi de çok kalabalıktı gürültülerinden curcunalarından hayvanlar dahi korkuyordu, ''biz'' alışmıştık.
   Sonra evde bu haber ile karşılaştım''işkenceyi anama diyemedim''.

   İlk günden beri tepkimizi her yoldan vermeye çalışmamıza rağmen, aslında biz hala kıçımızın üzerinde rahat rahat oturabiliyorsak tepki falan vermemişiz diyorum şuan. Ben bu boktan vicdanımla başa çıkamıyorum artık, beyaz bir camdan izlediğim bir video bile olsa hiç tanımadığım bir adam,adamlar, kadınlar bile olsa ben dayanamıyorum artık. İki gün sonra seçim varmış insanlar onun telaşında bu haberdeki adam benim ekranımda ağlarken, dışarıda eğlence devam ediyordu.

   Şimdi birisi bana anlatsın hak, adalet,hukuk,demokrasi, ideoloji, tarih, insan, hayvan, tanrı, ileri, işkence, sandık, jop, biber gazı, oy falan filan hangsini öğrensek, hangisini yapsak, bu kelimelerden hangi cümleyi kursakta birşeyler yapsak ''bu adam'' güler, Metin hoca yaşar, kürt çocukları hapisten çıkar, vicdan geri gelir, işçiler,öğrenciler ezilmez...

    İsyanın en hayati noktasındayız, ya bu rahattaki kıçızımızı tutuşturur zalimlerin üzerine atarız, yada birileri kıçımızı yakar dumanında kalırız.

15 Nisan 2011 Cuma







işçi zınk diye duruyor

fabrika kapısının önünde

güzel hava ceketinin ucundan çekiyor onu

ve dönüp geriye

bakıyor

kendi karanlık dünyasında gülümseyen

kıpkırmızı güneşe

işçi dostça

göz kırpıyor ona

ve söyle Güneş yoldaş diyor

değer mi böyle güzel günde

çalışmak patron hesabına

                                                   jacques prévert

9 Nisan 2011 Cumartesi

Cemal Süreya - Senin Sesin

   Uzun zamandır böyle şeyler hissetmemiştim, hayatımın içindeki o sesi düşününce. Bir kaç yıl önce o sese, ruha, bedene açık olduğumu düşünmüştüm. Daha sonra o sesin sahibi beni vazgeçirmişti. Bu tür duyguların vazgeçişi olmadığını bildiğim halde, herhalde yoğun hissizliğimden kaynaklanıyor olsa gerek bende o sesin artık bende aşk ifade etmediğine inandırmıştım ''o''nu. Şimdi bu şiiri okuyana kadar kendimde inanmıştım aslında. İlk cümlelerini okur okumaz ''o'' geldi aklıma, biraz ''adam'' olabilseydim, seninle olabilseydim çok farklı olurdu herşey biliyorum -ela gözlü benli dilber-. En azından seninle bu şiiri paylaşma isteğimi durdurmak ve buralarda kendi kendime paylaşmak zorunda kalmazdım. Çok yalnızım be abiler anlayın işte... (Seni bir şairden daha iyi kimse böyle anlatamazdı, ama bunu seninle paylaşamıyorum ya derdim budur.)

Senin Sesin
Kahkaha kesin bir sınırdır senin sesin için;
geçmezsin kahkahaya. Bu da gülümsemeyi
senin tapulu malın yapar. Gülmek sende
gülümsemenin bir noktada taşkınlığı
oluyor daha çok. Bu bakımdan gülümsemenin
bütün öğelerini de birlikte getiriyor.
İş bu kadar da değil, yeni bir takım öğeler
de getiriyor. Ilıktır senin sesin. Güvenli
olmaktan çok güven uyandırıcıdır. Konuşurken
kimseyi dinlememene ne diyeceğiz peki?
Buna karşılık sözcükleri sakıngan sakıngan
kullanman var, ona ne diyeceğiz? Alırken
suçsuz, verirken duyarlı bir ses. En büyük
modaevini yönetecek olsa sinirli tonlar kazanacağına
muhakkak nazarıyla bakılabilecek,
ama, söz gelimi, hiçbir belediye başkanı
olamayacak bir sese. Sanırım, bakışlarla
sesler arasında bir bağıntı kurulabilir.
Belki de yanlıştır bu varsayım. Ama
doğru olsa, senin sesinle bakışın arasında
bir paralellik, hatta bir özdeşlik olduğu
görülebilir. Daha doğrusu sendeki bu özdeşlik
böyle bir varsayıma itiyor kişiyi.
Kimbilir, başka belirtiler gibi, bakış ve ses de
Aynı ruhun değişik planlardaki görünümleridir
belki de. Ruhun, özdeş yönlerini denediği
organlar olabileceği gibi, çelişkin yönleriyle
belirdiği organlar da vardır. Olabilir.
Söz bitince senin sesin de biter; oysa
sözü tüketen sesler vardır; söz tükenince de
sürüp giden sesler vardır; söz tükendikten
sonra başlayan sesler vardır. Senin sesin
sözle özdeş. Çığlık değil, düşünce senin
sesin. Ama etin, kemiğin malı olmuş bir
ses. Ömründe bir iki kez büyük ihanete
dadanmak isteyebilir bu ses. Küçük iha-
netler onun düşünceyle kurduğu ilke-
leri aşmaz, aşamaz. Ah! Razı olma
sevgilim, katıl. Katıl ama razı olma.
Biraz da kendinden memnun bir ses.
En büyük eleştiriyi, yadsımayı son
anda yaparsın sen: Sanırım sende bul-
duğum en doğru gözlem bu. Oysa eleş-
tiriyi son anda yapmak, razı oluşun ta
kendisidir. Korkaklıktır da. Şu var:
Fotoğraf çektirmek için yan yana getirilmiş iki nesne değiliz biz
Güvercin curnatasında yan yana akan iki güverciniz
Mesafeler birleştirdi bizi bir de sözler
Razı olma hiçbir sessizliğe
Biliyorsun seni seviyorum
Pencereden bakmayı
Öğreteceğim sana
Sesin
balkona asılı çamaşırcasına
Havalansın, havalansın dursun
Sokakta değil balkonda;
dışarı çıktığın zaman
romanını yastığın altına sakla;
Şiirini mutfağa koy
Boş bir deterjan kutusu vardır nasıl olsa,
Öykünü yanına alabilirsin elbet
Müziğini de, resmini de
Niçin güvenmiyorsun bana

-Cemal Süreya-

7 Nisan 2011 Perşembe

Ben yandım

Ben yandım, kalbim kül oldu eski bir kütüphane yangınında..
                                                              Yılmaz Erdoğan - Ben Yandım

Categories